ℓѕи's profile★ кαρι gιcιятιиα σуи...BlogLists Tools Help

★ кαρι gιcιятιиα σуиαяιм ★

στα μάτια σου δεν θέλω άλλα δάκρυα, Γέλα μου
Efendim buyursunlaar... Iyisiniz insallah? Sefanizi surun efendim, kendi yeriniz gibi hic cekinmeyin efendim.

ℓѕи

Occupation
Location
Interests

Video

 
Anush & Inga Arshakyan - Harsanekan
Uploaded by HAY-TXA. - Explore more music videos.
blog şeysi..listesi yani.
November 17

Vize Diyalogları

Medeni Hukuk

+Ohaa..niye bu kadar kolay bu sorular?
-Bakalım kaç alcaksın..
+60 70 alırım be hacı...
-Zöönk..Hani kolaydı be..

+Aaa hsskr kira sözleşmesi alacak hakkı mıydı? Hiii...bilmiyorum ya.
-Off en kolay yerden sormuşlar, sormamalılardı...

Anayasa

+Eveet arkadaşlar tüm eşyalarınızı sahneye bekliyoruz. Cep telefonları da dahil.

-Kimin tahtası eksik? Tahtası eksik olana bir tahta verin o zaman.

+Yetki genişliği ilkesi neydi?
-Ben şimdi koydum elimi duvara...Bak burdan elim yetişmiyor Trabzon'a. Heh sen gel bakayım tut elimi..Aaa Trabzon'a ulaştık şimdi. Kırmızılı çık sen aradan, yeşilli sen gir bakayım.

November 02

τότε θα πάψω και να υπάρχω

Μεσ΄τη μέρα ότι και να δω θυμίζει εσένα
κι όλα τα τραγούδια στους σταθμούς μιλούν για σένα
όποια και να πάρω διαδρομή σε σένα μ΄οδηγεί
Μεσ΄τη μέρα κάθε σκέψη μου για σένα θα΄ναι
είσαι αυτός που ονειρεύομαι όταν κοιμάμαι
ό΄τι ωραίο και να θυμηθώ μ΄εσένα θα΄ναι αυτό σου λέω...

Δεν υπάρχει γυρισμός μετά από σένα
ούτε επόμενος σταθμός εδώ είναι το τέρμα
κι άμα πάψω εγώ ποτέ εσένα να΄χω
τότε θα πάψω και να υπάρχω

Στα μελλοντικά μου σχέδια σε όλα υπάρχεις
πρώτη θέση στην καρδιά μου εσύ για πάντα θα΄χεις
δρόμος είσαι στο΄χω ξαναπεί χωρίς επιστροφή σου λέω...

Δεν υπάρχει γυρισμός μετά από σένα
ούτε επόμενος σταθμός εδώ είναι το τέρμα
κι άμα πάψω εγώ ποτέ εσένα να΄χω
τότε θα πάψω και να υπάρχω

October 30

bedesten bura mı?

Efenime söyleyeyim...
Bugün sonunda kıçımı kaldırıp kapalı çarşıya gitme cesaretini gösterdim. Aslında cesaret değil de, hani korkmuyorum ama üşengeçlikten 2 yıldır gitmedim. Kapalı çarşıdaki akrabalar "Gelmiyo artıık oo" diye annemlere dert yanıyorlarmış. Bugün çarşıya gittim de akrabalara uğradım mı? Uğramadım, hayırsız evladı oynuyorum bu aralar.
Bileziğimi tamir ettireceğim diye 2 senedir gitmeye uğraşıyordum yani ama bir türlü o nazik popomu kaldırıp gidememiştim. Nataliciğim sağolsun, dedi; "Ay kalk çarşıya gidelim yaaa" ben de dedim: "Tamam, hem bileziğim vardı benim yapılcak..."
Natali çok sağol sen olmasaydım ölene kadar kopuk kalırdı bu bilezik.
Şimdi benim bu bileziğim bana hediye edilen nacizane bir özel yapım. Fakat takmaya çalışırken, ben sanki halatla milyon küsurluk gemi çeker gibi asıldığımdan koptu. Yani çok öyle büyütülecek bir hasar yok, ama takamıyorum yani haliyle.
Neyse geldik biz Fes Kafe'nin oraya. Ben de biliyorum Bedesten'de bu tamir edecek yer, ama kapalı çarşıyı biliyorum diyene bakın, kuyumcu İç Bedesten denilen takıcılar bölümünde..Ne bileyim yani. Ben adını Bedesten sanıyorum.
-Eee Bedesten diye bir kuyumcu varmış?
+Burası Bedesten hanfendiii..Tüm bu hanın adı Bedesten.
-Aaa..hadi ya. Yok yok adı öyle bedesten ya..
+Yok bakın Bedesten Han diyor hanfendi tabela..
-E tamam o zaman..ben bir bakınıyım.

Aradım hediye eden şahsı, tabi hatırlayamadı yerin ismini. Adamın adı Serdar'mış yani. Dolaşa dolaşa millete Serdar denen adamı soruyorum. Herkes bir yere yolluyor.
- Eee burda herkes herkesin malını tanırmış..Serdar diye adam varmış? Bunu yapıyormuş. E şey özel yapım da..
+Tamam burdan sola dön. Orda var Serdar.
-Tamam, mersi.
Gittim sola,buldum büyük olasılıkla Serdar olan kişiyi.
-Serdar siz misiniz? Bu mal sizin mi?
+ Serdar benim de bu benim değil.
- E bunu yapan Serdar'mış galiba..
+ Bir üst sokakta var Serdar ona sorun.
-Mersii.
Gittim bir üst sokağın Serdar adlı kişisine. "Bu mal benim değil" dedi. "Eee ama kim yaptı bunu o zaman? Kimin ya?" diye yaygarayı bastım ama sonradan adamın bir suçu olmadığını anladım, sustum. Artık dolaşa dolaşa, görenler "Hala bulamadınız mı hanfendüü?" demeye başladılar.
Dedim :"Bulamadım ama bana bunu yaptıracak bir yer söyleyin." İlk öneri gümüş tamircisi Zekiymiş.
Gittim Zeki'ye.
-Tamirci Zeki siz misiniz?
+ Evet.
-Hah...tamam. Bunu tamir eder misiniz.
+ Yok etmem. Biz öyle şeyler yapmıyoruz. (Sanki başka birşey dedim ya, alt tarafı bir bilezik.)
-Tamam peki o zaman kim tamir eder bunu abi?
+ Ya 123 numara var, o yapar öyle şeyler.
Sonunda gittim 123 numaraya. Adamın ne ilgisini çekecekse artık, en baştan her yeri dolaştığımı filan anlattım adama...Adamcağız da dinledi valla. "Tüm Serdar olma ihtimali olan yerlere sordum kimse ben yaptım bunu demedi...Siz tamir eder misiniz nooluur?"
Adamcağız da iyi çıktı, "Bunu tamir etmekte hiç birşey yok ki...Heryer yapar bunu yani burda. Ben yapayım hemen" dedi. O an bayramda şeker almış çocuk kadar sevindim. İyi insanlar da hala varmış diye geçirdim içimden.
Artık adama o kadar yakın hissettim ki kendimi bileziğin hasarından bahsetmeye filan başladım.
-Ya o kadar dandik yapmışlar ki bunu, neresini tutsam elimde kalıyor.
+ Ben de yapıyorum bunlardan..
-Hıı.. tamam.
Anladım ki ünivesiteye başladığımdan beri patavatsızlığımdan hiçbir şey eksilmemiş, bununda farkına vardım bu karmaşık kapalı çarşı gezisinde.
Kirkor, Kostas ve Eftelya hepinizden çok özür diliyorum. Üşengeçliğime vurun bu ziyaret etmememi. Sizi sevmediğimden değil asla, bir dahaki sefere kek, börekle gelcem size. Gerçi Eftelya Teyzem, sana börek yemeye de gelebilirim...
October 23

soğan-sarımsak

Artık buraya biraz ilgi göstermem lazım diye düşündüm. Ne zamandır ihmal ediyorum. Saçmalamalarımı arar olmuş burası resmen, o zaman napıyoruuz? Hiç bekletmeden önce geçiyoruz hemen saçmalamaya.
Aslına çok uzatmadan bahsetmek istediğim konulara gelmek istiyorum.
Ekonomi dersinde çok eğleniyorum, ne kadar göstermesem de, geçen ders kendimi gerçekten bir bok sandım.Göğsüm kabarmadı desem yalan olur. Matematikten büyük bir içtenlikle nefret eden ben bu ekonomi dersine bayılıyorum. Aslında o değil de hocanın "Bir ürün 3 TL olsa kaç tane alırsınız?" sorusuna "Vallaa ürüne göre değişir hocaam" dedikten sonra kafamın ticari yönde biraz da olsa çalışabildiğine şahit oldum. Ya hiç çalışmıyor değil ama, işime gelmesi lazım. Kafam çalışmıyor diye kazıklamaya da kalkmayın ha, o kadar da değil yani.
http://i657.photobucket.com/albums/uu297/krung-lusin/10.gif
Saygı değer öğretmenimiz, çok çırpınıyor biz anlayalım diye. Yıllarca hep hukukçular kalırmış ekonomiden, dolayısı ile kötü bir imajımız var okulda. Ama öğretmenciğimiz gerçekten on numara adam.
Geçen ders sordum "Hocam yani arzı doğrudan etkilemeyen faktörler olduğunda grafik sağa kayıyor?" Bir sessizlik.."Öyle demeyin çocuklar ben sağımı solumu bilmiyorum, karıştırıyorum hala."
"Eee hocam askeerlik?" dedik 130 kişilik ekonomi okuma kaderini paylaşan öğrenciler olarak, Surp Kirkor Lusaroviç korosundan daha yüksek çıktı sesimiz diyebilirim rahatça. Cevaben saygı değer hocamız "Askere de gittim öyle, nasıl oldu anlamadım ama birşey olmadı" dedi.
Hukukçuyuz ya çare tükenmez bizde yine bir ses yükseldi A203 anfisinden "Sağ sarımsak, sol soğan hocaam"...
"Biliyorum biliyorum, neler denedik de olmadı"
http://i657.photobucket.com/albums/uu297/krung-lusin/9.gif
İşte bu an dumur üstüne dumur olduğum andır hayatımda. Asla unutmayacağım. Fazla zekanın zararlı olduğunu da öğrendim ya, daha ölsem de gam yemem. Yani belki yerim de, hani "aman benim kafam şöyle benim kafam böyle basmıyor" demem, sağımı solumu biliyorum valla..Gerçi bazen karıştırdığım oluyor. Hala il ile ilçenin farkını bilmem mesela, bunu enişteme söylediğimde sanki Louvre müzesinden Mona Lisa çalınmış, üstüne de bıyık çizilmiş, karşısında duruyormuş gibi baktı bana. Sonra başladı anlatmaya...Unuttum ama yine.
Naaparsın işte fazla zeka başa zarar. Einstein'da evden çıkınca geri dönüş yolunu bulamazmış bazen. Endişe etmiyorum yani.



October 19

ağustos

Bir ağustos böceği doğmadan önce toprağın altındaki bir lavrada ortalama olarak 12 yıl bekler.
Evet, tam 12 yıl. 12 yıllık hapislikten sonra dünyaya gelen garibanın ömrü adında yazılıdır: Ağustos.
Yani topu topu bir ay... Şarkı söyleyen yalnızca erkek ağustos böceğidir.
Çünkü dişi, en güzel şarkıyı söyleyeni kendine eş seçecek ve çiftleşecektir.
Düşünsenize, 12 yıl toprağın altında bekle, dışarı çık. Ömrün bir ay...
Buldun, buldun... Bulamadın, bir daha yok.

Siz olsanız çalışır mıydınız?